İran, ABD’nin büyük hava gücünü nasıl “nefes alamaz” bir duruma getirdi? Milyar dolarlık F-35 jetlerini avlamak yerine, İran ucuz dronlar kullanarak tanker uçaklarını, AWACS radar sistemlerini ve üs altyapısını hedef almayı seçti. “Uçağı değil, sistemini vur” stratejisi ile Amerikan hava gücüne ağır darbeler indirdi. War on the Rocks’un dikkat çekici raporuna göre, bu asimetrik yöntem gökyüzündeki güç dengesini köklü bir şekilde değiştirdi.
İran, doğrudan jetlere kafa tutmanın zorluğunu gördükten sonra taktiklerini değiştirdi. Pentagon’u şaşırtan yeni yaklaşım, “Uçağı değil, onu uçuran sistemi hedef al!” şeklinde özetleniyor. Radar sistemlerine zor yakalanan F-35 jetlerini kovalamak yerine, onları destekleyen tanker uçakları, radar istasyonları ve üs altyapısını vurarak bu devasa jetleri adeta hareketsiz bırakmayı başardı.
Orta Doğu’daki gerilim, bazı çevrelerce “3. Körfez Savaşı” olarak adlandırılırken, ABD ve İsrail hava hakimiyetini sürdürdüklerini düşünse de, İran’ın uyguladığı “Asimetrik Karşı Hava” (Asymmetric Counterair) stratejisi, Amerikan hava gücünü önemli ölçüde kısıtlıyor. War on the Rocks’un analizine göre, İran, tarih boyunca gerçekleştirilen en kapsamlı asimetrik hava savunma operasyonlarından birini yürütüyor.
İran, F-35 gibi yüksek teknolojili jetleri doğrudan avlamaktan ziyade, onların “yaşam destek sistemlerini” hedef almaya odaklanıyor. Bu stratejinin üç temel ayağı bulunuyor:
1. **Yakıt Hatlarına Darbe:** Savaş uçakları uzun süre havada kalabilmek için tanker uçaklarından yakıt almak zorundadır. İran, Bahreyn, Katar ve Suudi Arabistan’daki üslerdeki KC-135 tankerlerini ve yakıt depolarını düşük maliyetli dronlar ve füzelerle hedef aldı. Böylece, jetlerin menzili ve operasyon süresi önemli ölçüde kısaldı.
2. **Gözleri Kör Etmek:** Hava operasyonlarını yöneten AWACS tipi radar uçakları ve yerdeki erken uyarı radar sistemleri, İran’ın kamikaze dronlarının öncelikli hedefleri arasında yer aldı. Bu sistemlerin devre dışı kalması, hava filolarını daha savunmasız hale getirdi.
3. **Pistleri ve Altyapıyı Kilitlemek:** Uçaklar sağlam kalsa bile, Kuveyt’teki Ali Al Salem veya Camp Buehring gibi üslerdeki pistler, haberleşme kuleleri ve uydu iletişim terminalleri hasar gördüğünde operasyonlar durma noktasına geldi.
İran’ın bu stratejisi tamamen maliyet odaklı ve yıpratma temellidir. Basit bir dron veya füze, milyarlarca dolarlık lojistik ağını etkisiz hale getirebiliyor. ABD ordusu bu yeni tehdit karşısında kayıpları kabullenip ileri üsleri riske atmak ya da uçaklarını İran’ın menzilinin çok daha uzağına çekmek zorunda kalacak. Her iki durumda da hava gücü sınırlanmış olacaktır. War on the Rocks’da vurgulandığı üzere, İran bu yöntemle hava üstünlüğü kazanmıyor fakat düşmanın havada etkili olmasını zorlaştırarak “hava inkarı” yaratıyor. Özellikle yaşlanan tanker filosu ve yedek parça sıkıntısı, bu durumu daha da kritik hale getiriyor.
Bu askeri tıkanıklık, bugün Pakistan’ın başkenti İslamabad’da başlayan kritik barış görüşmelerini de doğrudan etkiliyor. Washington’ın jetlerini havada tutmakta ve müttefik üslerini korumakta yaşadığı güçlükler nedeniyle masada daha esnek bir tutum sergilemesi bekleniyor. İki haftalık ateşkesin kalıcı barışa dönüşüp dönüşmeyeceği, bu görüşmelerin sonucuna bağlı görünüyor. Kısacası, İran’ın klasik hava savaşından uzak, sistematik ve düşük maliyetli yaklaşımı, modern çatışmalarda lojistiğin ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Gelişmeler merakla takip ediliyor; önümüzdeki günlerde masadan neler çıkacağı ise belirsizliğini koruyor.